Güzellik Algımız

Yorum bırakın
Algı / Bilim / Güzellik / İnsan Yüzü

Güzel görünme, başkaları tarafından ve bilhassa karşı cins tarafından beğenilme arzusu hemen herkeste mevcut. Öte yandan karşılaştığımız hemen herkesi de güzellik konusunda değerlendirmemiz bilinçli bir şekilde konsantre olmadan gerçekleştirdiğimiz, diğer bir değişle otomatik olarak gerçekleşen bir zihinsel işlem.

Peki hayatımıza bu kadar etki eden, uğruna para, zaman ve enerji harcadığımız bu kavramın temeli neye dayanıyor sizce?

Güzellik algısını etkileyen birçok faktör var. Mesela karşınızdaki kişinin boyu, giyimi, sosyal statüsü (evet sosyal statü bakış açınızı değiştirebilir ama bu başka bir yazının konusu), söz konusu kişi ile hangi ortamda, hangi ruh halindeyken karşılaştığınız vb. Fakat bu yazının konusu sadece karşımızdaki kişinin yüzünden algıladığımız güzelliğin içgüdüsel kökenleri olacak.

Özellikle eş seçimi yaparken hastalık taşıyan veya genetik kusurları olan kişilerden uzak durmak biz farkında olmasak ta içgüdüsel bir eğilimimizdir. Peki karşımızdaki kişinin hastalık durumunu veya genetik kalitesini nasıl anlayabileceğiz? Cevap: fiziksel özelliklerine bakarak. Tıpkı görücü usulü evliliklerde damat adayının annesinin, gelin adayını hamamda görüp bir anlamda görsel muayeneden geçirmesi gibi bizler de karşımızdaki kişiyi görsel bir muayeneden geçiriyoruz. İşte bu noktada karşımızdaki kişinin yüzü ciddi bir bilgi kaynağı vazifesi görüyor.

Yüzün hangi özellikleri güzellik algısına etki ediyor geçmeden önce neden genetik olarak kusurlu veya hasta kişilerden uzak durmaya çalıştığımızı da kısaca anlatmakta fayda var. Bunun nedeni doğacak çocuğun yaşama şansını arttırmaktır. Genetik kusurları olan veya hastalığı olan bir partnerden dünyaya gelecek çocuğun yaşama olasılığının daha düşük olacağını içgüdüsel olarak hissediyoruz. Çünkü çocuğun genlerinin yarısı bu partnerden gelecek. Genetik kalitesi düşük olan bu kişiden gelecek genler çocuğun genetik kalitesinin de düşük olmasına ve iç(genetik)/dış (çevresel) stres faktörlerine karşı dayanıksız olmasına neden olacak. Ya çocuk yaşayamayacak veya yaşasa bile karşı cins tarafından beğenilmeyecek ve nesli devam ettiremeyecek. O nedenle de bu kişiler ile partner olmayı ve bu kişilerden çocuk sahibi olmayı istemiyoruz.

Gelelim yüzdeki hangi özellikler güzel görünmesini sağlıyor konusuna. Kadında da erkekte de güzel görünmeyi sağlayan ortak iki nokta mevcut. Bu iki özellik:

  1. Yüzün simetrisi
  2. Yüzün toplum ortalamasına yakınlığı

Yüzün simetrisi aşağıdaki resimde de göreceğiniz şekilde yüzünüzün tam ortasından geçecek bir çizginin sağ ve sol taraflarının birbiri ile simetrik olması durumudur. Ne kadar simetrik o kadar güzel demek.

0_small

Vücudumuz genetik ve çevresel stres faktörlerine biz ne kadar kaçınmaya çalışsak ta maruz kalıyor. Bu faktörler ile mücadele ederken aynı zamanda diğer hayati işlemleri de yerine getirmeye çalışıyor. Mesela protein sentezliyor ve yıkılan dokuların yerine yenisini oluşturuyor.  İşte bu noktada genetik kalite iyi değil ise bu sentezleme bozuluyor ve asimetriler ortaya çıkmaya başlıyor. O nedenle simetriye önem veriyoruz. Peki bireyin genetik kalitesi belki mükemmel ama o kadar çok strese maruz kalmış ki vücut artık başa çıkamamış. Maalesef bu durum algılama biçimimizi değiştirmiyor. Asimetrikse beğeni düşüyor.

İkinci faktör yüzün toplum ortalamasına yakınlığı. Hepimizin zihninde, biz farkında olmasak ta, yüzünü gördüğümüz kişilerden hareket ile oluşmuş ortalama bir kadın ve erkek yüzü mevcut. Konuyu biraz daha rahat anlamak için aşağıdaki resim yardımcı olacaktır.

facial-averages

Bu resimde eşitliğin sol tarafındaki iki kadının yüzlerinin ortalaması alınarak sağdaki kadın yüzü oluşturulmuş. Şimdi bu işlemi zihninizin gördüğü herkesi bu eşitliğin sol tarafında dahil ettiğini, sonra dahil olan kişi sayısına bölerek bir yüz oluşturduğunu düşünün. Basitçe, zihin gördüğü herkesin yüzünü toplayıp aritmetik ortalamasını alıyor. Bu oluşturulan yüz siz farkında olmasanız da zihninizde bir şablon vazifesi görüyor. Kim bu şablona daha yakın ise o kişiyi o kadar güzel algılamaya başlıyorsunuz. (Bu arada eşitliğin sağındaki kadın yüzü solundaki iki kadın yüzüne göre daha çekici gibi sanki..? ;-) )

Ee peki gördüğüm her yüz bu şablona etki ediyor mu sorusunun cevabı da evet ediyor. Gördüğünüz her yeni yüz ortalamaya katılıyor. Beğenmediğiniz bir yüz özelliğini, bu yüz özelliğini taşıyan kişileri daha sık görerek, bir süre sonra zihninizdeki şablon değişeceğinden beğenmeye bile başlayabilirsiniz. Yüzünüzü beğenmeyen birisine daha sık görünerek zihnindeki şablonu az da olsa lehinize değiştirebilirsiniz. :-)

Bu ortalamaya yakın yüzlere olan ilgimize bir ad bile bulunmuş: “Koinophilia”. (Koeslag & Koeslag, 1994) Koinos sıradan, philos ise sevgisi anlamına gelmekte.

Bu eğilimimiz aslında günlük hayatta da uyguladığımız bir stratejinin benzeri. Günlük hayatta, ne yapmamız gerektiğinden çok emin olmadığımız durumlarda herkes ne yapıyor ise onu yapma eğilimindeyizdir. Çünkü herkesin yaptığı veya tercih ettiği şeyin yeterince sınandığını ve doğruluğundan emin olabileceğimizi düşünürüz. Bu kadar kişi yanılıyor olamaz mantığı ile… Mesela daha önce bulunmadığınız bir semte gittiniz. Yemek yemek istiyorsunuz ve size öneride bulunması için danışabileceğiniz kimse yok. İki restoran buldunuz diyelim. Birisinde içerisi kalabalık, diğeri ise sinek avlıyor. Hangisine oturmayı tercih ederdiniz?

Ortalamaya yakın yüzde de tıpkı buna benzer bir mantık ile toplumun genel ortalamasına en yakın yüzü tercih ediyoruz, çünkü atipik yani genetik olarak toplumdan farklı kişiler ile partner olup, çok ta emin olamadığınız bir genetik kaliteye sahip kişiden çocuk sahibi olmak istemiyoruz. Herkes gibi olsun, bu kadar kişi bu genetik yapı ile yaşıyor ise benim çocuğum da yaşayabilir içgüdüsü içerisindeyiz. Genetik mutasyona sahip olduğunu düşündüğümüz kişilerden ise ne olur ne olmaz risk almayayım içgüdüsü ile kaçınıyoruz.

Peki sadece bu iki özellik mi karşımızdaki kişinin çekiciliğini etkiliyor. Elbette hayır. Bu ikisi hem kadında hem de erkekte ortak olan ve etkisi en yüksek değişkenler. Bunun dışında cilt rengi (mesela hamile kadınların teni koyulaşır ve bu erkekler için bir sinyaldir), göz rengi, kadınlarda iri gözler, çıkık elmacık kemikleri, erkeklerde iri çene de çekiciliği arttıran özelliklerdir. Ama bu konular ayrı bir yazının konusu olduğundan burada değinmiyorum.

 

 

Dolmuşu İcat Eden Adam : Aşçı Halit

Yorum bırakın
Ekonomi / girişimcilik / Pazarlama / İş

hic-bilmediginiz-istanbul-istanbul-istanbul-nostalji-15184691929 ekonomik krizi patladığında tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kepenkler bir bir kapanıyor, bütün esnaf gibi taksicilerde kara kara düşünüyordu.

Cağaloğlu’nda lokanta işleten Aşçı Halit ise turistlerle ahbaplık kurdukça taksiciliğe de başlamıştı bu sıralarda. Fakat kriz döneminde kontak açmadan evinin yolunu tutuyordu.

Daimi müşterisi Musevi bir işadamı işlerin bozulduğunu ve artık taksiye binemeyeceğini söyleyince Aşçı Halit, aynı yöne giden dört müşteriye saatin yazdığı ücreti paylaştırmayı önerdi. Bu önerinin kabul edilmesiyle Taksim – Eminönü dolmuş seferleri de başlamış oldu. Aşçı Halit iyi para kazanmaya başlayınca diğer taksiciler de dolmuş yapmaya başladılar.

Ama dolmuşçuluğun resmileşmesi ancak 1954 yılında oldu.. Çünkü tramvay şirketi bu işe karşı çıkıyordu.. İnsanlar tramvay bekleyip sıkış sıkış gideceklerine artık dolmuşlara biniyorlardı.. Belediye 5 kişinin ayrı ayrı para ödemesini kabul etmedi.

Bir kişi öderse olur dedi (taksi gibi) ve yıllarca dolmuşlar sanki taksiymiş gibi kabul edildi. Ayrıca dolmuşçuların tramvay hatlarında dolmuşçuluk yapmaları da yasaktı ama bu yasak da belediyece gevşek tutuldu..30 lu yıllardan 1954 e kadar bu böyle devam etti.. 54 yılında dolmuşçuluk taksilerden ayrı plaka ve şartlarla tüm belediyelerce kabul edildi..

Günümüz Türkiye’sinde Akademinin Durumu

Yorum bırakın
Bilim / Eğitim

Prof. Dr. Metin Balcı hocanın hazırlamış olduğu Türkiye Adresli Bilimsel Dergiler ve Akademik Etik başlıklı sunumu günümüz Türkiye’sinde akademinin ne durumda olduğuna ışık tutuyor.

Ülke olarak bilimde neden geriyiz sorusunun cevabının büyük kısmı bu sunumda mevcut.

3d yazıcı ile giysi üretimi

Yorum bırakın
Bilim / Ekonomi / Pazarlama / Tekstil

İsrailli bir tasarımcı 3d yazıcı ile hazırlamış olduğu kıyafetler ile defile düzenlemiş. 3d yazıcı ile üretilen kıyafetler gayet dayanıklı ve esnek.

Şu aşamada 2 sorun mevcut. Birincisi işlemin pahalılığı, ikincisi ile kıyafet parçalarının A4 kağıdı ebatında çıkması ve bunların yapıştırıcı ile birleştirilmesi gerekliliği.

3d yazıcılar yaygınlaştıkça ve yazıcı üreten şirketler deneyim edindikçe fiyatlar düşecektir. Benzer şekilde yakın bir zamanda A4 ebatından daha büyük ve hatta giysiyi eksiksiz çıkartabilen yazıcıların üretilebileceğini öngörebiliriz.

Çok uzak olmayan bir tarihte katalogdan kıyafeti beğeneceğiz. Renk, yaka, desen ve kalıp gibi özelliklerini istediğimiz şekilde belirleyeceğiz.  Üzerimizde nasıl durduğunu görmek için seçtiğimiz kıyafeti sanki üzerimizdeymişçesine ekrana aktaran teknolojiler aracılığı ile ayna karşısında kıyafet dener gibi deneyip bize yakıştığından emin olacağız. Sonra 5-10dk içerisinde kıyafetimiz hazırlanıp bize teslim edilecek.

Böylece biz tüketiciler tam olarak istediğimiz ürüne sahip olacağız. Üstelik daha az kaynak tüketerek ve çok daha ucuza.

Çok uzun bir süre önce pamuk ve yün gibi doğal elyafların labaratuvar ortamında muadilleri elde edilmiş durumda ve hali hazırda kullanılmakta. Ben pamuk, yün veya ipek gibi doğal elyaf severim diyen tüketiciler için bu seçenekler de sunulacaktır.

Bazılarımız Neden Marka Tutkunudur?

Yorum bırakın
Bilim / Ekonomi / Pazarlama / İş

Tercihlerimizi özgür irademiz ile belirlediğimizi sanarız fakat psikoloji alanında yapılan araştırmalar bunun böyle olmadığını söylüyor.

Hepimiz bilinç altımızdan gelen güdüler ile hareket ediyoruz. Bu güdüler ünlü psikolog Carl Gustav Jung tarafından arketipler olarak tanımlanmış. Arketip kelime anlamı olarak ilk örnek, öz, asıl numune anlamlarını taşıyor. İnsanlar uzun dönemler boyunca karşılaştıkları olayları birtakım kalıplara oturtmuş ve bu kalıplar kuşaktan kuşağa DNA kodları gibi aktarmıştır. Bunun sonucunda da annelik, savaşçı, yetim vb arketipler ortaya çıkmıştır.

Dünya çapında başarılı markaların hemen hepsi kendileri ile bu arketiplerden birisini özdeşleştirme yoluna gitmiştir. Hatta bu markaların başarılı olmasının temel sebeplerinden birisinin bu rollerden birisini başarılı şekilde canlandırması olduğu söylenebilir. Masum, yetim, kahraman, fedakar, savaşçı, gezgin ve büyücü markaların kullandığı arketiplerden bazılarıdır.

Örneğin Coca Cola masum arketipini kullanmaktadır. Hayat zor ve acımasızdır. Coca Cola ise cenneti yani mutluluğu vaat eder. Nike savaşçı arketipini kullanmaktadır. Savaşçı ruhu taşıyanlara hitap eder. Levi’s kaşiftir. Rutin kuralların dışındaki gerçeği ve kendini arayanlara hitap eder.

Markalar hedefledikleri arketipler ile kendilerini dolaylı yoldan özdeşleştirmektedir. Ürün tasarımı, sunumu, satış lokasyonunun dizaynı, reklam kampanyaları vb. her detay bu doğrultuda planlanmaktadır. Yukarıda örnek verdiğim markaların ürünlerine bakacak olursanız aslında fonksiyonel özellikleri dışında (giyinmek ve içmek) pek bir anlam taşımamaktadırlar. Fakat işin içerisine bir hikaye kattıkları zaman ürün bizler için fonksiyonel özelliklerinin dışında anlamlar kazanmaktadır. Bu hikayeler de arketipler baz alınarak hazırlanmaktadır.

Tüketiciler olarak herbirimizde bu arketiplerden bir veya birkaçı baskın konumda. O nedenle bizdeki baskın arketip ile özdeşleşen markaya yöneliyoruz.  İşin en can alıcı kısmı neden yöneldiğimizin bilinçli olarak farkında olmadan yöneliyoruz…

Çevremizde gördüğümüz bazı markalara tutkun bireylerin bu tutkularının temel nedeni kendilerinde baskın olan arketipler ve tutkunu oldukları markaların bu arketipi somutlaştırmış olmasıdır.

Başarı ve Özsaygı

Yorum bırakın
Eğitim / İş

Ülke olarak başarılı olmamız, bazılarının diğerlerini geçmesine değil, herkesin elinden gelenin en iyisini yapmasına bağlıdır. Elimizden gelenin en iyisini yaptığımız her seferinde ruhumuz da büyük bir doyum hisseder. Ortaya çıkardığımız kaliteli bir hizmet ya da ürün ruhumuza aynalık yapar ve, bu şekilde, bize gerçek değerimizi yansıtır. Yüksek bir özsaygıya erişmek için, yaptığımız herşeyi mükemmel bir biçimde yapmaya çalışmaktan başka yol yoktur.

Deutsche Bank’tan Farklı Bir Çalışma

Yorum bırakın
Ekonomi / Pazarlama / Uncategorized / İş

Aşağıdaki fotoğraf bir mağazadan değil Deutsche Bank şubesinden alınma. Bu ay kadınların daha çok ilgisini çekmek için şube içerisine popup mağaza açmışlar. Burada temel amaç insanların bankaya sadece ihtiyaçları olduğu zaman değil daha sık ve herzaman uğramasının sağlanması. İlginç bir çalışma olduğu kesin. Fikir tutarsa sanıyorum birkaç yıla kadar bizim bankalarda da görmeye başlarız.

Perakende de eski usul mağazacılık biraz sıkıcı olmaya başladı sanki… Deutsche Bank örneğine benzer bir örnek İtalya’da da mevcut. Kitap, şarap ve özel yapım makarna çeşitlerinin bir arada satıldığı çok güzel tasarımlı bir mağaza görmüştüm. Bir diğer örnek olarak Tchibo verilebilir. Bir kahve markasının her ay yeni bir tema ile farklı ürün satması eskiden pek alışık olduğumuz bir durum değildi.

Resim