Dolmuşu İcat Eden Adam : Aşçı Halit

hic-bilmediginiz-istanbul-istanbul-istanbul-nostalji-15184691929 ekonomik krizi patladığında tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kepenkler bir bir kapanıyor, bütün esnaf gibi taksicilerde kara kara düşünüyordu.

Cağaloğlu’nda lokanta işleten Aşçı Halit ise turistlerle ahbaplık kurdukça taksiciliğe de başlamıştı bu sıralarda. Fakat kriz döneminde kontak açmadan evinin yolunu tutuyordu.

Daimi müşterisi Musevi bir işadamı işlerin bozulduğunu ve artık taksiye binemeyeceğini söyleyince Aşçı Halit, aynı yöne giden dört müşteriye saatin yazdığı ücreti paylaştırmayı önerdi. Bu önerinin kabul edilmesiyle Taksim – Eminönü dolmuş seferleri de başlamış oldu. Aşçı Halit iyi para kazanmaya başlayınca diğer taksiciler de dolmuş yapmaya başladılar.

Ama dolmuşçuluğun resmileşmesi ancak 1954 yılında oldu.. Çünkü tramvay şirketi bu işe karşı çıkıyordu.. İnsanlar tramvay bekleyip sıkış sıkış gideceklerine artık dolmuşlara biniyorlardı.. Belediye 5 kişinin ayrı ayrı para ödemesini kabul etmedi.

Bir kişi öderse olur dedi (taksi gibi) ve yıllarca dolmuşlar sanki taksiymiş gibi kabul edildi. Ayrıca dolmuşçuların tramvay hatlarında dolmuşçuluk yapmaları da yasaktı ama bu yasak da belediyece gevşek tutuldu..30 lu yıllardan 1954 e kadar bu böyle devam etti.. 54 yılında dolmuşçuluk taksilerden ayrı plaka ve şartlarla tüm belediyelerce kabul edildi..

3d yazıcı ile giysi üretimi

İsrailli bir tasarımcı 3d yazıcı ile hazırlamış olduğu kıyafetler ile defile düzenlemiş. 3d yazıcı ile üretilen kıyafetler gayet dayanıklı ve esnek.

Şu aşamada 2 sorun mevcut. Birincisi işlemin pahalılığı, ikincisi ile kıyafet parçalarının A4 kağıdı ebatında çıkması ve bunların yapıştırıcı ile birleştirilmesi gerekliliği.

3d yazıcılar yaygınlaştıkça ve yazıcı üreten şirketler deneyim edindikçe fiyatlar düşecektir. Benzer şekilde yakın bir zamanda A4 ebatından daha büyük ve hatta giysiyi eksiksiz çıkartabilen yazıcıların üretilebileceğini öngörebiliriz.

Çok uzak olmayan bir tarihte katalogdan kıyafeti beğeneceğiz. Renk, yaka, desen ve kalıp gibi özelliklerini istediğimiz şekilde belirleyeceğiz.  Üzerimizde nasıl durduğunu görmek için seçtiğimiz kıyafeti sanki üzerimizdeymişçesine ekrana aktaran teknolojiler aracılığı ile ayna karşısında kıyafet dener gibi deneyip bize yakıştığından emin olacağız. Sonra 5-10dk içerisinde kıyafetimiz hazırlanıp bize teslim edilecek.

Böylece biz tüketiciler tam olarak istediğimiz ürüne sahip olacağız. Üstelik daha az kaynak tüketerek ve çok daha ucuza.

Çok uzun bir süre önce pamuk ve yün gibi doğal elyafların labaratuvar ortamında muadilleri elde edilmiş durumda ve hali hazırda kullanılmakta. Ben pamuk, yün veya ipek gibi doğal elyaf severim diyen tüketiciler için bu seçenekler de sunulacaktır.

Bazılarımız Neden Marka Tutkunudur?

Tercihlerimizi özgür irademiz ile belirlediğimizi sanarız fakat psikoloji alanında yapılan araştırmalar bunun böyle olmadığını söylüyor.

Hepimiz bilinç altımızdan gelen güdüler ile hareket ediyoruz. Bu güdüler ünlü psikolog Carl Gustav Jung tarafından arketipler olarak tanımlanmış. Arketip kelime anlamı olarak ilk örnek, öz, asıl numune anlamlarını taşıyor. İnsanlar uzun dönemler boyunca karşılaştıkları olayları birtakım kalıplara oturtmuş ve bu kalıplar kuşaktan kuşağa DNA kodları gibi aktarmıştır. Bunun sonucunda da annelik, savaşçı, yetim vb arketipler ortaya çıkmıştır.

Dünya çapında başarılı markaların hemen hepsi kendileri ile bu arketiplerden birisini özdeşleştirme yoluna gitmiştir. Hatta bu markaların başarılı olmasının temel sebeplerinden birisinin bu rollerden birisini başarılı şekilde canlandırması olduğu söylenebilir. Masum, yetim, kahraman, fedakar, savaşçı, gezgin ve büyücü markaların kullandığı arketiplerden bazılarıdır.

Örneğin Coca Cola masum arketipini kullanmaktadır. Hayat zor ve acımasızdır. Coca Cola ise cenneti yani mutluluğu vaat eder. Nike savaşçı arketipini kullanmaktadır. Savaşçı ruhu taşıyanlara hitap eder. Levi’s kaşiftir. Rutin kuralların dışındaki gerçeği ve kendini arayanlara hitap eder.

Markalar hedefledikleri arketipler ile kendilerini dolaylı yoldan özdeşleştirmektedir. Ürün tasarımı, sunumu, satış lokasyonunun dizaynı, reklam kampanyaları vb. her detay bu doğrultuda planlanmaktadır. Yukarıda örnek verdiğim markaların ürünlerine bakacak olursanız aslında fonksiyonel özellikleri dışında (giyinmek ve içmek) pek bir anlam taşımamaktadırlar. Fakat işin içerisine bir hikaye kattıkları zaman ürün bizler için fonksiyonel özelliklerinin dışında anlamlar kazanmaktadır. Bu hikayeler de arketipler baz alınarak hazırlanmaktadır.

Tüketiciler olarak herbirimizde bu arketiplerden bir veya birkaçı baskın konumda. O nedenle bizdeki baskın arketip ile özdeşleşen markaya yöneliyoruz.  İşin en can alıcı kısmı neden yöneldiğimizin bilinçli olarak farkında olmadan yöneliyoruz…

Çevremizde gördüğümüz bazı markalara tutkun bireylerin bu tutkularının temel nedeni kendilerinde baskın olan arketipler ve tutkunu oldukları markaların bu arketipi somutlaştırmış olmasıdır.

Deutsche Bank’tan Farklı Bir Çalışma

Aşağıdaki fotoğraf bir mağazadan değil Deutsche Bank şubesinden alınma. Bu ay kadınların daha çok ilgisini çekmek için şube içerisine popup mağaza açmışlar. Burada temel amaç insanların bankaya sadece ihtiyaçları olduğu zaman değil daha sık ve herzaman uğramasının sağlanması. İlginç bir çalışma olduğu kesin. Fikir tutarsa sanıyorum birkaç yıla kadar bizim bankalarda da görmeye başlarız.

Perakende de eski usul mağazacılık biraz sıkıcı olmaya başladı sanki… Deutsche Bank örneğine benzer bir örnek İtalya’da da mevcut. Kitap, şarap ve özel yapım makarna çeşitlerinin bir arada satıldığı çok güzel tasarımlı bir mağaza görmüştüm. Bir diğer örnek olarak Tchibo verilebilir. Bir kahve markasının her ay yeni bir tema ile farklı ürün satması eskiden pek alışık olduğumuz bir durum değildi.

Resim

Girişimcilik Üzerine Birkaç Veri

Dünya üzerinde bulunan 1426 dolar milyarderinin 960’ı tüm serveti kendi girişimleri ile kazanmıştır. Yani sadece %33’ü miras yolu ile servet sahibi olmuş durumda.

Peki kendi çabaları ile dolar milyarderi olan bu girişimciler tek bir büyük fikrin peşindenmi koştular? Büyük çoğunluğu için cevap hayır. Sadece 130’u tek fikrin peşinden koşarken 830’u birçok fikrin peşinden koşmuş. Yani seri girişimciler.

Yazımı ünlü milyarderlerden Richard Branson’un bir sözü ile bitireyim.

Fırsatlar belediye otobüsü gibidir, herzaman bir başkası yoldadır.

Elektronik Para

Dünyada kullanılan paranın yalnızca %8’lik kısmının fiziksel olarak mevcut olduğu (kağıda basılı veya metal) kalan kısmının yani %92’lik kısmının ise elektronik para olduğu belirtiliyor. Kredi kartı veya direkt banka kartı kullanarak yaptığınız harcamalarda karşı tarafa ödenen para, internet bankacığı ekranına baktığınızda gördüğünüz veya bankamatik ekranında gördüğünüz rakamlara elektronik para diyoruz.

İşin ilginç kısmı ise fiziksel paradan elektronik işlemler ile pazarın kendisinin para yaratması konusu. Merkez Bankası tarafından basılıp piyasaya sunulan 10.000 TL gibi bir tutar bugün piyasada yaklaşık 100.000TL gibi bir paranın dolaşmasına yol açıyor.

Bankaların kendilerine yatırılan paranın belirli bir oranını güvence olarak elinde tutması zorunluluğu var. Bunun pazardaki adı “zorunlu karşılık oranı”. Bu oranları Merkez Bankası belirliyor. Bugün bu oranlar 3 yıldan uzun vadeli mevduatlar için %5, aylık mevduatlar için ise %11,5  olarak belirlenmiş durumda. Arada diğer vadeler için de farklı oranlar bulunmakla birlikte ortalamada %9 civarında olduğunu kabul edebiliriz.

Bu şu anlama geliyor. Merkez Bankası 10.000TL’yi bastı ve muhtelif kurumlar aracılığı ile bunu piyasaya yaptığı ödemede kullandı. Yani para pazara arzedildi. Teoride ve genel olarak pratikte de bu parayı alan kişi bu parayı güvenlik, mevduat faizi vb. nedenler ile bankaya yatırıyor. Diyelimki 100TL’si hariç kalan kısmını bankaya yatırdı. Buda 9.900TL yapar.

Bankanın bu 9.900TL’nin %9’luk kısmını güvence olarak elinde tutması gerekiyor. Kalan kısmını ise istediği şekilde değerlendirebilir. Yani 891TL’sini elinde tutmak zorunda. Kalan kısmı olan 9.009TL’yi ise tüketici kredisi olarak verdi diyelim.

Bu tüketici kredisini alan kişi gitti ve bu para ile bir ürün satın aldı. 9009TL’yi de ödedi. Ürünü satan kişi de bu parayı gene güvenlik, mevduat faizi vb. gerekçeler ile bankaya yatırdı.

Parayı ilk alan kişinin hesabında elektronik olarak 9.900TL görünüyor. Parayı son alan kişinin hesabında ise gene elektronik para olarak 9.009 TL görünüyor. İkisinin toplamı 18.909 TL yapar. Yani bizim 10.000 TL daha 2. işlemde 18.909 TL oldu.

Süreci devam ettirecek olursak 9.009TL’nin 810TL’si zorunlu karşılık oranı olarak bankada kalıyor, kalan 8.199TL’si ise yeniden pazara kredi olarak sunuluyor sonra tekrar bankaya yatırılıyor……

Süreci daha da uzatırsak en sonunda 100.000TL’ye yakın elektronik para elde etmiş oluruz.

Son bir küçük not. Kredi kartı kullanımının artması nedeni ile fiziksel para dolaşımının azalması devlete yılda 5.000.000 USD tasarruf sağlıyor.

Eposta Gerçekten Bedava mı?

İş yaşamında aslında görev tanımlarımızda olmamasına rağmen birçoğumuz için e-postaları izlemek ve yanıtlamak artık temel görevlerden birisi olmuş durumda. Haftalık olarak aldığınız ve gönderdiğiniz eposta sayılarına baktığımızda herbirine bir dakika ayırmanız durumunda ne kadar ciddi zaman aldığını görmek mümkün.

Bu yazışmaların yarıya yakını şirket içi yazışmalar. Şirket yöneticilerini CC’de tutmak veya “Bilginize” (For Your Information) tarzı mesajlar atmak neredeyse boğmuş durumda. Kimi firmalarda, yöneticilerden eposta cevaplarını gecenin bir yarısı veya Pazar günü alıyor olmanın da nedeni bu olsa gerek. Çok fazla mesaj var ve hepsini okuyup ayırmak zaman alıyor.

Bu mesajların ne kadarının gerçekten gerekli olduğu ise tartışmalı bir konu. Yapılan muhtelif ölçümlere göre aslında aldığımız mesajların sadece %10’u gerçekten gerekli. %18’i ise spam.

Bu durum şirketlerin verimliliğini ciddi anlamda etkiliyor ve her şirket bu verim düşüşünün maliyetlerini gözden geçirmek durumunda. Bu iletişim metodunun farkında olunmayan maliyeti sözkonusu. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre herbir eposta mesajının ortalama maliyeti şirketlere 95cent yani yaklaşık 1 dolar.

Alternatif iletişim kanallarının mevcudiyeti ve şirket çalışanlarının diğer iletişim teknolojilerini kullanma becerileri eposta kullanımını azaltan ve şirket içi işbirliğini artıran faktörler arasında. Alternatif teknolojilere Skype, GChat, Dropbox, Yammer, ve Google Drive örnek verilebilir. Personelin hangi iş için hangi yazılı kullanması gerektiğini bilmesi ve yazılımı verimli kullanması da önemli bir konu.

Örneğin 2011 yılında Atos adlı bir teknoloji şirketi sıfır eposta politikasını hayata geçirmiş ve eposta ile iletişimini 18 ay içerisinde sıfıra indirmeyi hedeflemiş. Bu arada şirketin 42 ülkede toplam 74.000 çalışanı olduğu ve eposta iletişimine ayırdıkları zamanın maliyetinin hesaplayınca ortaya muazzam rakamların çıktığını belirtmekte fayda var. Şirket eposta yerine Skype veya Facebook messenger benzeri bir yazılım kullanmayı hedeflemiş. Bu sayede şirket içi işbirliğini artırmayı ve  zaman kaybını düşürmeyi planlamışlar.

Atos şirketinin CEO’su şirketin başına geçtiği 2008 yılından röportajın yapıldığı 2011 yılına kadar birkez bile eposta atmamış. Yani eposta kullanmadan da şirketi yönetebilmiş.

Tüm bu yeni teknolojilerin yanında açık ofis uygulamasının da şirket içi işbirliğini artırdığını ve iletişim için epostaya olan bağımlılığı ciddi anlamda düşürdüğünü belirtmek gerek. Örneğin daha önceki bir yazımda da belirttiğim gibi Inditex Grubunun (Zara, Bershka vb. markaların sahibi kuruluş) sahibi özel odası olmaksızın açık ofiste diğer çalışanların yanında çalışmakta ve kendisine isteyen herkes anında ulaşabilmekte.

Son 10 yıldır ülkemizde iş hayatında eposta kullanımı bir alışkanlık halini aldı fakat bu iletişim tekniğinin maliyetli olduğu ve yeni iletişim teknikleri kullanımının gözden geçirilmesi gerektiği aşikar. Özellikle büyük ölçekli firmalarda.

Zara ve Kurucusunun Hikayesi

Günümüzde dünyanın en zenginleri listesinde Bill Gates ve Carlos Slim’in ardından, dünyanın en büyük hazırgiyim perakende zinciri olan Zara’nın kurucusu Amancio Ortega gelmekte. Tüm bu ününe karşılık kendisi yaşamını oldukça gizli tutmakta ve basında hiçbir şekilde görünmemektedir.


Ücretsiz, online oyun oynamak için retoxin.com ‘u ziyaret edin.


Amancio Ortega Gaona Amancio Ortega Gaona dünyadaki en zengin üçüncü kişi. 76 yaşındaki Inditex Group’un kurucusu 246.000 nüfuslu La Coruña’da kamuoyundan uzak bir yaşam sürmekte. Inditex Group’un amiral gemisi olan Zara’nın milyonlarca müşterisi kendisine muazzam bir servet kazandırmakla birlikte büyük çoğunluk kendisinin adını hiç duymamış durumda. Basında ve medyada hiç görünmeyerek aslında bunu kendisi sağlamış durumda. Öyleki 1999 yılına kadar kendisinin basılı tek fotoğrafı bile bulunmamaktaydı.

40 yıl önce kurulan grubun bugün 80 ülkede mağazası bulunmakta. Amancio Ortega onyıllardır muhtelif Avrupa markaları tarafından geliştirilmiş olan iş modelini yeniden tanımlayarak o ana kadar yapılmadığı şekilde hızlı bir iş döngüsü modeli uyguladı. Kendisinin iki temel kuralı mevcut.

1. Müşteri neyi istiyorsa onu yap
2. Müşteriye istediği ürünü tüm rakiplerden daha hızlı şekilde ulaştır.

Bu iki temel kural şirketi bir ikon haline getirdi. Şu anda hız odaklı bu iş modeli ile yalnızca çok az sayıda şirket rekabet edebilmekte ve Zara neredeyse kendi kendisi ile rekabet eder konumda.

Zaman zaman Zara’nın bu ünü farklı şirketlere de farklı şekillerde yansıyabilmekte. Örneğin Esprit markasının hisse değeri geçtiğimiz Ağustos ayında bir günde %28 arttı. Bunun sebebi ise kendilerinin Zara’nın lojistik ve operasyon müdürünü transfer ettiklerini açıklaması idi.

Bugünlerde İspanya resesyondan ve olumsuz ekonomik koşullardan çokça çekmekte. İşsizlik oranları %24’lere ulaşmış durumda. Fakat Inditex grubu sanki ayrı bir dünyada yaşıyormuşçasına bu krizi neredeyse hiç hissetmiyor.

Geçtiğimiz Aralık ayında Inditex Group’un CEO’su Pablo Isla 2012 yılının ilk üç çeyreği için %17’lik büyüme oranını yakaladıklarını belirtti. 9 aylık ciro 14,6 milyar dolar, net kar ise 2,71milyar dolar olarak gerçekleşti. Bununda ötesinde şirket büyümesinin yavaşlamakta olduğuna dair de hiçbir olumsuz sinyal yok.

2011 yılında Inditex 835.000 kıyafet üretti. Hergün yeni bir Zara mağazası daha açılmakta. 6000. Mağazalarını Londra’da Oxford Street’te açtılar. ABD’de 46, Çin’de 347 ve İspanya’da 1.938 mağazaları bulunmakta.

Şu anda Amancio Ortega şirketin %59 hissesine sahip. Geçtiğimiz yılın Temmuz ayında kişisel serveti ile Warren Buffett’in yerini alarak Carlos Slim Helu ve Bill Gates’in ardından dünya sıralamasında üçüncülüğe yükseldi. Münzevi ve gizemli İspanyol şimdilerde 56 milyar dolar servetin sahibi.

Bu servetin büyüklüğünden daha şaşırtıcı olan ise servet sahibinin yaşam tarzı ve değerleri.

Kendisi 4 kardeşin en küçüğü olarak, kuzey İspanya’da 60 kişilik küçük bir köy olan Bustango de Arbas’ta 1936 yılında doğdu. İspanyol iç savaşının kıvılcımlarının yeni yeni ortaya çıktığı bir dönemdi.

evBabası bir demiryolu işçisi annesi ise hizmetçiydi. Kendisi çok küçük yaştayken ailesi La Coruña’ya taşındı. Demiryolu işçilerinin kaldığı yan yana dizili küçük evlerden bir tanesine yerleştiler. Kendisi de bir süre sonra demiryolunda çalışmaya başladı.

Birgün annesi ile birlikte okuldan çıkmış evlerine dönerken bir mağazaya uğradılar. Annesi mağazanın kendisine kredi açması için (veresiye yazması için) ricacı oldu fakat aldığı cevap olumsuzdu. Bunu duyan Amancio Ortega kendisini çok aşağılanmış hissetti ve bir daha asla okula gitmemeye karar verdi.

galaDelikanlılık çağına geldiğinde bugün hala La Coruña kent merkezinde bulunan Gala isimli bir gömlek üreticisinde çalışmaya başladı.

Bugün mağaza halen eski yerinde ve hizmet vermekte. İşin çelişkili yanı bugün o mağaza halen aynı ürünleri satarken ve büyüyememişken yanlarında çalışan kişi bir dünya devi yaratmış durumda. Bugün o mağazanın sahibi olan José Martínez (76) mağazayı babasından devralmış. 14 yaşındayken Amancio Ortega ile arkadaş olmuşlar. Öğleden sonraları gömlekleri katlıyor ve kent merkezinde bisikletleri ile geziyorlarmış. Mağazanın bugünkü sahibi kendisinin Amancio Ortega ile kıyaslanmasından keyif almıyor ve hatta mağazasına müşterilerin bugünlerde bir şey almaktan ziyade Amancio Ortega’nın daha önce çalıştığı yeri görmek için geldiklerini belirtiyor.


Ücretsiz, online oyun oynamak için retoxin.com ‘u ziyaret edin.


16 yaşındayken Ortega paranın ancak müşterilere istediklerini süratle vererek kazanılabileceği kararına varıyor. Önce ürün stoğu yapıp akabinde satmasını ummanın ise işe yaramadığını düşünüyor. Bunu yapabilmek için ise önce insanların ne istediğini anlamalı sonrasında işe başlamalı. Tedarik zincirini kontrolü altında tutmalı. Ortega’nın tüm bunları sağlayabilmesi için ideal bir ortamı vardı: Galicia.

Galicia’da çok az iş imkanı olması nedeni ile yetişkin erkeklerin çoğu denizcilik işinde çalışıyordu. Eşleri ise evde kocalarının dönmesini bekliyordu. Bu bayanlar çok az para için çalışmaya razı durumdaydılar ve dikiş dikmekten iyi anlıyorlardı.

Ortega binlerce bayanı dikim kooperatiflerinde organize etmeye başladı. İlk şirketi olan GOA’da kapitone kumaştan yapılma bornozlara olan talebin çok olacağını öngördü.

İlk şirketinde çalışmış olan bayanlardan Mercedes López şirket adına çalışmaya başladığında 14 yaşındaymış. Çoğu bayanın şirkette işe alınmaya can attığını hatırlıyor. Çalışma koşullarının iyi olduğunu ve Ortega’nın çalışanlara çok yakın davrandığını da hatırlıyor bugün 52 yaşında olan Lopez. Bu aile şirketinde Ortega tasarım kısmı ile ilgilenirken erkek kardeşi Antonio işin ticari tarafı ile kız kardeşi Josefa ise muhasebe kayıtları ile ilgilenmiş.

Yeteri kadar nakit para elde edince ilk mağazasını 1975 yılında, gençlik çağında çalıştığı Gala mağazasının iki blok ötesinde açmış.

Aslında mağazaya vermek istediği isim olan “Zorba” adı daha önce tescillendiğinden “Zara” adını kullanmaya karar vermiş.

Başlangıçta da günümüzde de hıza önem vermiş. Zara mağazaları stoklarını haftada iki kez yenilemekte. Siparişleri ise 48 saatte teslim almakta. Ortega 48 saat kuralını 1970’lerde hayata geçirmiş ve buda kendisini ilk mağazasını La Coruña’da açmak durumunda bırakmış çünkü Barcelona’da ki tekstil firmalarında buraya nakliye daha kolay ve düzenli servis veren lojistik firmaları mevcutmuş.

Ortega’nın şirketlerini büyüterek holding seviyesine ulaşması yani Inditex’i kurması 10 yılını almış. İlk uluslar arası mağazasını ise işçiliğin İspanya’dan daha ucuz olduğu Portekiz’de açmış. Bu avantajı ile de büyüme için ilk hedef Portekiz olmuş. New York ve Paris gibi işçiliğin daha pahalı olduğu lokasyonlar da ise ancak 1980’lerin sonunda mağaza açmaya başlamış.

1990’larda Zara tüm Avrupa’ya yayılırken üretimin büyük kısmı ana merkeze yakın tutuldu. Inditex köklerini üretimden almakta ve bunu da asla unutmamakta.

Inditex genel merkezinin bir parçası ileri teknoloji ürünü makinelere benzerken bir parçası ise eski moda ticareti kuruluşlara benzemekte. Tüm organizasyon Ortega’nın 2 prensibi çerçevesinde şekillenmiş durumda. Binanın iç tasarımı parlak, beyaz minimalist tarzda devasa bir Zara mağazasına benzemekte. Aşağıya inen iki arterin arasında, geniş bir alanda yüzlece tasarımcı ve satış analisti bölgelere göre gruplandırılmış şekilde karşılıklı olarak çılgınca bir hızda çalışmakta. Tasarımcılar her gün 3 ürün tasarlamak zorunda. Pastal hazırlayanlar ise her birinden birer numune kesmekle mükellef. Karşılarında bulunan ticari satış sorumluları ise mağazalardan gelen satış rakamlarından ve geri bildirimlerden hareketle müşteri zevklerini anlamaya, neyin sattığını tespit etmeye çalışıyorlar. İlhamı sokaklardan, kulüplerden, bar ve restoranlardan almaktalar. Tüm personel tıpkı Ortega’nın on yıllardır yaptığı gibi insanların ne giydiğini izleme konusunda düzenli olarak eğitilmekte.

Zara tasarım katının bir kenarında Zara.com’u yöneten küçük bir ekip bulunmakta. Burada ekranlardan Shanghai, Tokyo ve New York ofislerine online görüntülü bağlantılar bulunmakta. Bağlantı kurulan ofislerin görevi sokak modasını izlemek. Ülkeden ülkeye ve şehirden şehre zevkler değiştiğinden böyle bir uygulamaya gidilmiş. Örneğin Tokyo’nun Ginza bölgesi Manhattan’ın SoHo bölgesine, Tokyo’nun ticari bölgesine oranla daha çok benzemekte. Bu şekilde yeni tatlar aramak adeta Ortega’nın takıntısı olmuş durumda.

Zara Woman trend departmanı yöneticisi asla defilelere gitmediklerini, internetteki blogları takip ettiklerini, tüketicileri dinlediklerini ve her zaman açık fikirli olduklarını belirtiyor. Bugün iyi olan iki hafta sonra eski moda olabiliyor.

depoBu makineyi çalıştıran temel şeyin lojistik olduğunu da unutmamak gerek. Bir anlamda şirketin özü lojistik. Avrupa, Ortadoku ve ABD’nin büyük kısmı için tedarik süresi 24 saat iken, Asya ve Latin Amerika için bu limit 48 saate çıkmakta.

Ortega şirketin dizginlerini Pablo Isla’ya Temmuz 2011’de teslim etti. Fakat kendisi halen firmanın ilham perisi ve en büyük hissedarı olmaya devam ediyor. Şaşırtıcı şekilde Ortega’nın hayatı boyunca hiç kendi özel ofisi olmamış. Bu alışkanlığı halen de devam etmekte. Dünyanın üçüncü en zengin adamı Zara Woman departmanının açık ofisinin en sonunda bir masada oturmaya devam ediyor. Ortega kumaşlara dokunmayı ve aldığı notları okumayı seven bir yapıya sahip. Bilgisayar kullanmıyor. Şimdilerde yanında çalışan direktörleri de bilgisayarsız çalışmayı sevmeye başlamış. Ortega şaşırtıcı şekilde çalışanları ile renkleri ve trendleri halen çok sık ve yoğun şekilde tartışmayı ve fikir alışverişinde bulunmayı seviyor. Ayrıca çalışanlar istedikleri an fikrini sormak için yanına sormaksızın gidebiliyor. Yani önceden toplantılar organize etmeye gerek yok. Bu özelliklerinden anlaşılacağı üzere şirket hiyerarşinin asgari düzeyde olduğu düz bir yönetim anlayışına sahip. Girişimci ruh taşımaya devam eden ve kendi kendini eleştirebilen bir yapıda.


Ücretsiz, online oyun oynamak için retoxin.com ‘u ziyaret edin.


Ortega’nın ait olduğu kente yakın olmaktaki ısrarı ve alt düzey çalışanlar ile olan sık iletişimi insanın aklına merak uyandırıcı bir soru getiriyor; eğer üst gelir seviyesinde bir aileden gelse ve üst düzey eğitim alsaydı hiyerarşik yapıyı uygulayan ve daha geleneksel bir yönetim anlayışını mı benimserdi? Yakın bir tanıdığının görüşüne göre geçmişte yaşadığı yoksulluk onu şu anda olduğu kişi yaptı.

Şu anda yarı emeklilik döneminde La Coruña’da 5 katlı, denize bakan ve yoğun bir cadde üzerinde konuşlanmış bir evde kalıyor. Evinde görünür çok az koruma tedbiri mevcut. Her sabah tanıdıkları ile işadamları kulübünde kahvaltı yapıyor. Hafta sonları ise kırsalda tavuk ve keçi yetiştirdiği evine çekiliyor.

Ayrıca yılın belirli haftalarını Galicia bölgesinde yürüyüşler yapmaya ayırıyor. Uçmaktan hoşlanmaması nedeni ile hayatı boyunca oldukça az düzeyde seyahat etmiş. Yakın bir arkadaşı ise hayat felsefesini mutlak normallik olarak tanımlıyor.

Ancak bu günlerin İspanya için normal zamanlar olduğu söylenemez. Zara’nın hedef kitlesi olan 20’li yaşlardaki gençler arasında işsizlik oranları ulusal işsizlik oranını ikiye katlayarak %50’ye ulaşmış durumda.

Zara bu genişlemesini ne kadar sürdürebilir? Avrupa’nın ekonomik büyümesindeki yavaşlama nedeni ile Zara yüzünü ABD ve Asya’ya döndü. Bu noktada muhtemelen Ortega’nın kuralları yeni gerçekler ile çatışmaya başlayacak. Yüz binlerce ürünü Glicia’dan tüm bu lokasyonlara dağıtmak belirlenen sürelerde mümkün olamayacak.

Bu nedenle Zara değişebilir fakat şirketi kuran kişi daima derinlerde bir küçük kent kahramanı olarak kalacak. Bir keresinde Manhattan’da bir mağaza açılışında insanların mağaza kapısından içeriye döküldüğünü gördüğünde kendisini ağlamamak için zor tuttuğunu ve akabinde banyoya kapanarak ağladığını yakın bir tanıdığına anlattığı söylenir.

“Ailemin neler düşüneceğini tahmin ediyor musun? Kuzey İspanya’nın küçük bir kentinden başlayıp Amerika’yı keşfeden oğulları ile nasıl gurur duyacaklarını?”

Örümcek Ağının Teknik Tekstillerde Kullanımı

Yıllar önce izlediğim bir belgeselde örümcek ağının ağırlığı ile eşdeğer çelikten daha sağlam olduğunu öğrenmiştim. Eminim birçok kişi de buna benzer şeyler duymuş yada okumuştur.

Örümceklerin yaşam alışkanlıkları nedeni ile bu malzemeyi ticari olarak kullanılabilecek miktarda, ticari fayda sağlayacak şekilde üretmek bugüne kadar mümkün olamamıştı. Bunun iki sebebi var. Birincisi örümcekler çok az miktarda ağ örme alışkanlığına sahipler. İkinci sorun ise çiftlik şeklinde ortamlarda üretilmeye çalışıldıkları zaman birbirlerini avlama eğilimindeler.

Wyoming Üniversitesinden bir grup bilimadamı bu sorunları aşmak için genetik biliminden yararlanma yoluna gittiler. Ulaşılmaya çalışılan çözüm ipekböceklerine genetik müdehale ile örümcek geni nakletmek ve ipekböceklerinin ipek yerine ürümcek ağı salgılamasını sağlamak. Bu çalışmalarında da başarıya ulaşmış durumdalar. Gen nakli yaptıkları ipekböceklerinin ipek ile birlikte örümcek ağı da ürettiklerini tespit etmişler.

Bu çalışmanın ticari kullanıma sunulmasının ardından özellikle teknik tekstillerde ciddi kullanım alanı bulacağı ve devrim niteliğinde gelişmelere sebep olacağı neredeyse kesin gibi. Örneğin örümcek ipliklerinden üretilmiş endüstriyel boyutlarda bir ağın, bir uçağı uçuş esnasında tutacak kadar güçlü olacağı söyleniyor. Örümcek ipliğinden tıpta yeni sargı maddesi ya da suni doku olarak faydalanılabilir, güvenlik sektöründe ise daha sağlam kurşun geçirmez yelekler üretilebilir.